image

Archive for the ‘Tarihi Mekanlar’ Category

Etstur Kültür Turları Müdürü Serdar Eşmeli bayram turları ile ilgili şunları aktarıyor: “Yurdumuzun dört bir yanı birbirinden güzel değeri, lezzeti, hikayeyi barındırıyor. Bu bayram sizi, bir değişiklik yapıp cennet vatanımızın bir köşesini tanımaya davet ediyorum. Size o kadar çok sayıda güzellik yaşatacağız ki, evinize pek çok unutulmaz anı ve yeni dostluklarla döneceksiniz.”

Bayram Kültür turları alternatifleri şöyle;

Baştan Sona Kapadokya

Kapadokya turları kapsamında Ihlara Vadisi, Derinkuyu, Uçhisar, Göreme Açıkhava Müzesi, Hacı Bektaşi Veli Dergahı, Yeraltı Şehri, Asmalı Konak, Avanos, Güvercinlik Vadisi, Dervent, Paşabağ görülecek yerler arasında yer alıyor. 17, 18 ve 19 Aralık çıkışlı ve 2 gece otel konaklamalı düzenlenen turların fiyatları 220 TL.’den başlıyor.

Bayramı Pamfilya’da (Antalya) Karşılayın!

Akdeniz’in en gözde tarihi ve doğal mekânlarında unutulmaz bir yolculuk bu bayramda da Etstur farkı ve güvencesiyle meraklılarını bekliyor. Hepsi birbirinden harika doğal güzellikler arasında geçecek turlar, 17 ve 18 Eylül’de yola çıkacak, 3 veya 4 gece konaklama imkanı sunacak. Tekne turları ile Antalya kıyıları, Kemer Phaselis, Olimpos, Yivli Minare, Manavgat, Side, Apollon Tapınağı, Antik Tiyatro, Agora, Düden Şelalesi, Yörükköyü, İnsuyu Mağarası ve Sorgun tur boyunca görülecek yerler arasında yer alıyor. Profesyonel rehberler eşliğinde gerçekleşen turların fiyatları Etstur ikramları dâhil 303 TL.’den başlıyor.

Read more »

Bu kaplıcanın, 60 derecede çıkan suyunun çevresinde kırmızı, yeşil ve beyaz renkli travertenler oluşmuştur bu yüzden kaplıcanın adı kırmızısu diye de anılır. Bu renkli travertenler, oluşturdukları renk cümbüşüyle görülmeye değer bir doğa harikası sergilemektedirler. Bu kaplıca şifanın yanında sizlere birçok tatil olanağı da sunmaktadır. Örneğin, sadece 5 km uzaklıktaki Pamukkale travertenlerini ve Hierapolis antik kenti harabelerini ziyaret edebilir, Pamukkale kasabasında gece yürüyüşü yapabilir ve akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Ayrıca, hem doğal güzellikleri görmek, hem şifa bulmak hem de eğlenmek istiyorsanız: Karahayıt Belediye Başkanlığı tarafından her yıl 6-7-8 Temmuz tarihleri arasında Uluslararası Karahayıt Termal Kırmızı Su Kültür Ve Turizm Festivali yapılmaktadır.

Read more »

Yeşilin her tonunun cömertçe sergilendiği Ayancık mükemmel plajı ve doğal güzellikleriyle Sinop’un en önemli turizm merkezidir.

Ayancık Gezilecek Yerleri

Çangal Dağı

Ayancık’ın en güzel mesire yerlerinden biridir. Harika çam ormanları, rengarek çiçekleri, temiz havası yörenin özellikleri arasındadır. Akgöl yaylasıda burda yer almaktadır.Dört mevsim ayrı bir güzelliği vardır.

Akgöl

Ayancık ilçesinin güneyinde Ayancık-Kastamonu yolunun 31.km’sinde, yoldan 5km içeride bulunan Akgöl, 1200 metre yüksekliktedir. Etraftaki sık köknar ormanları içinden akan iki çayın birleşerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönümlük alanı kaplamaktadır. Gölün yanında orman işletmesine ait bir tesis bulunmaktadır. Günü birlik piknik için uygun olan göl civarındaki orman içlerinde piknik masaları ve ızgara yerleri bulunmaktadır. Çevre ormanlarda yaban domuzu, ayı, kurt, çakal ve tavşan gibi av hayvanları mevcuttur. Akgöl’e ulaşmak için inilen 5km lik yol stabilize olup buradan da İnaltı bölgesine dogru yol devam etmektedir. Bu yol üzerinde bulunan Alabalik Tesisleri, İnaltı Mağarası; safari ve yürüyüşler için de müsaittir. Kış mevsiminin uzun geçtigi bölgede küçük kayak pistleri, yayla , av ve dağ turizmine yönelik tesisler yapılmasına uygun yerler mevcuttur.

Read more »

Kekova

Doğa ile tarihin bütünleştiği ve turkuaz denizin binlerce koyla çevrildiği bir yeryüzü cenneti Kekova. Kaş’tan sonra Uluburun geçilerek Kekova’ya doğru yol alındığında önce Sıçak Yarımadası ile karşılaşılıyor. Sıçak İskelesi’nde Aperlai antik kenti, yarımadanın ucunda ise Toprakada ve Karaada yer alıyor. Bundan sonra Kekova Adası uzanıyor. Bu adadan dolayı tüm bölge Kekova adıyla anılıyor. Kekova bölgesinin bu koyları, her mevsimde doğal liman görevi üstlendiği için yatçıların en favori kıyılarından aynı zamanda. Kekova Adası’nın kuzey sahili boyunca, antik Apollonia kentinin M.Ö. 4. yüzyıla ait yazlık yalıları, yer yer su içinde görülebiliyor. Tarih içinde yörede oluşan tektonik olaylar bazı yalıların deniz seviyesinin altında kalmasına yol açmış. Bölgeye adını veren Kekova Adası, Simena’nın tam önünde Kaş-Demre arasında yer alıyor. Kekova Adası depremlerle kısmen suya batmış olduğu için batık şehir olarak anılıyor. Simena’dan tekneyle 10 dakikalık uzaklıkta yer alan ada üzerinde bulunan Tersane Koyu’na tekneyle ulaşılabiliyor. Batık Şehir üzerinden teknelerle geçerken su altında kalan şehrin izlerini ve merdivenleri görebilirsiniz. Bölge koruma altında alınmış ve buradan dalmak yasak.

Read more »

 

 

Antalya’nın küçük sahil kasabası Kaş, her ne kadar artık gözde bir turizm merkezi olsa da o eski mütevazı güzelliğinden hâlâ bir şey kaybetmedi ve müdavimleri Kaş’tan asla vazgeçemiyor. Gerçekten de Kaş küçük sokakları, begonvilli pansiyonları, her bütçeye uygun otel ve restoranları, lacivert denizi, tekne turları, batık kenti ve mitolojik tarihin önemli eserlerine ev sahipliği yapıyor olmasıyla bir kez gideni bir anda kendine bağlayıverir. Antik çağda insanlar Antiphellos adını vermişler Kaş’a. Aslında Kaş’ın bu adı almasında, komşusu olduğu diğer Lykia kentinin, Phellos’un etkisi de yüksek. Phellos, eski Yunanca’da ‘kayalık yer’ anlamına geliyor. Antiphellos ise; ‘kayalık yerin karşısı’. Kasabanın Kaş adını almasındaki rolü bu kez Meis adası oynuyor. Kıyıdan Meis’i seyredenler onu insan gözüne benzetirlermiş. Adanın karşısına düşen, yarımada uzantısı ise sanki bu gözün üzerindeki kaş gibiymiş. İşte böylece Kaş’la göz birbirlerini tamamlamışlar. Antik çağda Lykia bölgesinin küçük ama çok önemli liman bölgesiymiş Kaş. Ayrıca Antalya’nın yer aldığı antik Pamphylia bölgesini, Phaselis ve Patara üzerinden antik Karia’nın önemli kentleri Stratonikeia ve Alabanda’ya bağlayan yolun üzerinde olduğu için de dönemin önemli merkezlerinden biri olmuş. Kaş bugün de aynı özelliğini koruyor aslında. Tarihi ve turistik pek çok beldenin tam arasında olan Kaş hem kendine has güzellikleri hem de Kekova, Demre, Kalkan, Patara, Saklıkent ve hatta Fethiye’ye olan yakınlığı ile de hareketli ve bol gezili bir tatil imkanı sağlıyor.

Read more »

Polonezköy; İstanbul’un Anadolu yakasında Beykoz sırtlarına kurulu şirin bir yer, eski bir Polonya köyü. Polonezköy 1830 Polonya Ayaklanması sırasında hükümet başkanı, daha sonra da Polonyalı sürgünlerin siyasi lideri olan Prens Adam Czartoryski tarafından 1842 yılında kurulmuş.

Padişah Abdülmecit’in izniyle 1800’lü yılların ortalarında köye yerleşen göçmenlerin torunları, hala köyde yaşıyor. Ülkelerinin 1842′de işgal edilmesiyle, mücadelelerini yurt dışında sürdürmek isteyen bir grup Polonyalı’nın kurduğu ve adlarını verdikleri tabiat ve yaşam diyarı. Binbir çeşit ağaç ve bitki türüyle gelenleri kendisine hayran bırakıyor. Bahar ayları Polonezköy’ün canlanışına sahne oluyor. Oksijen içinde yapılan keyifli gezilerin yanı sıra, özel koşu ve bisiklet parkurlarından da faydalanılan Polonezköy, paintball, binicilik, tenis ve golf gibi sporları yapmak için de ideal bir yer. Köyde denize giremeseniz de bahçeleri, kır lokantaları, piknik alanları, şirin otelleri, doğa sporları, dinlenme ve at binme olanaklarıyla huzurlu bir tatil yapabilirsiniz.

Read more »

 

Uludağ’ın eteklerinde kurulmuş olan şirin köyün öyküsü 14. yy. uzanır.Orhan Gazi Vakfiyesi’ne bağlı olarak kurulmuş bu vakif köyü, Bursa’nın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından bu bölgeye yerleştirilmiş Kayı Boyu’ndan Türkler bölgede birbirine yakın yedi tane Kızık köyü (Bayındırkızık, Derekızık, Hamamlıkızık, Fidyekızık,Fethiyekızık, Değirmenlikızık ve Cumalıkızık) kurmuşlar. Derekızık,Fidyekızık, Hamamlıkızık,Değirmenlikızık,Cumalıkızık,Fethiyekızık günümüze kadar gelebilmiş lakin, Cumalıkızık dışında zamana yenik düşerek gerek mimarisini gerekse otantik dokusunu kaybetmiş.Köyün isminin nereden geldiği konusunda iki görüş hakim;

 

Birincisi: Camiileri olmayan köylerde yaşayanların Cuma namazları için buraya gelmeleri,

 

İkincisi: Köyün kurucusunun Osman Gazi zamanında bölgeye yerleşen Kızıklardan Cuma Ali Bey olmasıdır.

 

 

Read more »

Side Yunanca “nar” anlamına gelmektedir. Birçok sayıda efsanelerle özdeşleştirilmiş önemli bir antik kentimiz olan Side, antik kalıntıları, ince kumlu plajları, çok sayıda modern turistik tesisleriyle her aradığınızı bulabileceğiniz bir tatil merkezidir.


Gezilecek Yerler:

Side Müzesi: Side Müzesi’nde Helenistik, Roma ve Bizans Devri’nden yazıtlar, silah kabartmaları, Roma Devrinde yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar stelleri, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.

Read more »

 

 

 

Ege Bölgesinin güneyinde yer alan Muğla, Asar (Hisar) dağı eteklerinde ovaya doğru yayılmış, kendine has mimarisi, daracık sokakları ve herbiri turizm merkezi ilçeleri ile tam bir turizm cennetidir.

MUĞLA,ülkemizin güneybatı köşesinde, Toros kıvrım sistemiyle Batı Anadolu kıvrım sisteminin iç içe girdiği dağlık ve engebeliğin Menteşe yöresinde yer almaktadır  Dağları örten kıyıya inen ormanları ve geçmiş uygarlıkların kalıntılarıyla bezenmiş doyumsuz güzellikleri vardır  Şehir merkezi Karadağ, Kızıldağ, Masa dağı, Hamursuz Dağı ile çevrelenmiş olup Hisar Dağından ovaya doğru yayılır.

Muğla’da Akdeniz iklimi etkisinde kalan kara iklimi hüküm sürmektedir  Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır  Yağışlar genellikle Kasım ve Mart ayında yoğundur.Yıllık sıcaklık ortalaması 14 .9′dur.

Muğla ili, Antikçağ’da Karia olarak bilinen bölgenin sınırları içinde kalmaktadır. Kentin adı, 1889 Aydın Vilayet Salnamesi’nde “Mobella” olarak geçmektedir .

Yerleşim tarihi M Ö  3000’lerdeki Doğu Yunanistan ile Batı Anadolu kıyıları arasındaki karşılıklı göç hareketleriyle başlamaktadır Bölgedeki ikinci büyük göç olayı M Ö  12  yüzyıl başlarındadır  Muğla bölgesine hâkim olan Karialılardan sonra M Ö  1200’lerde gelen kolonistlerin egemenliği görülür Daha sonra Pers, Makedonya egemenliğine giren bölge Büyük İskender’in ölümüyle sırasıyla Seleukosların, Rodos Krallığı’nın, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğine girmiştir .

1261 yılından sonra Menteşe Beyliğiyle Türklerin eline geçen Muğla, Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlıların egemenliğine geçmiş ve sancak yapılarak, Anadolu Eyaleti’ne bağlanmıştır.

Read more »

Dört mevsim güneş aldığı için yaz sezonu oldukça uzun olan Kıbrıs’ın birçok noktasında denize girmek mümkün. Birbirinden güzel plajlarıyla farklı seçenekler sunan Kuzey Kıbrıs sahilleri, altın sarısı kumu ve berrak deniziyle misafirlerini bekliyor.

Akdeniz’in doğusundan Arap Yarımadası’na doğru uzanan Kıbrıs, dört tarafı eşsiz plajlarla çevrili bir ada. Berrak denizi ve muhteşem kumsallarıyla tarih boyunca adından söz ettiren Kıbrıs, hâlâ el değmemiş halde duran birçok koyuyla cazibesini günümüze kadar taşıyor.
Kuzey Kıbrıs sahillerinde, güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit’in doğduğu yer olarak geçen ‘Altın Kumsal’dan Caretta Caretta kaplumbağalarına evsahipliği yapan Alagadi’ye; eşsiz kumsalıyla büyüleyici bir atmosfer sunan Bafra’dan Girne’deki çıkarma koyuna kadar birçok farklı seçenek var.

Gelin şimdi antik çağlardan günümüze büyüleyiciliğini koruyan, tanrıçalardan prenseslere herkesin ilgisini çeken Kıbrıs plajlarını yakından tanıyalım.

Read more »